'Anneannem' ve 'Utanç Duyuyorum', sesli kitap oldu

Avukat ve yazar Fethiye Çetin'in "Anneannem" ve "Utanç Duyuyorum! Hrant Dink Cinayetinin Yargısı" kitapları sesli kitap olarak yayınlandı. Çetin, "Her iki kitabın da özellikle gençlere ulaşmasını diliyorum" diyor.

2013 yılında avukat ve “Anneannem”, “Torunlar” ve “Utanç Duyuyorum! Hrant Dink Cinayetinin Yargısı” kitaplarının yazarı Fethiye Çetin, Selen Doğan’a verdiği söyleşide şöyle diyordu: 
“Hasbelkader yazar oldum. Ermeni olan anneannemin hikayesi yazılsın istedim. Eli kalem tutan yazar pek çok arkadaşım vardı, hikayeyi anlattım ama kimse yanaşmadı. Sonunda birileri bunu sen yazacaksın dedi. Peki dedim ama nasıl yazacağım? Tarihimize ilişkin bu acılı sayfayı ziyan etmeden nasıl dile getiririm, diye çok düşündüm. Hiç yazarlık deneyimim yoktu. Sonra bir gün kız kardeşimin yazlığına gittim, bir odaya kapandım, çok kısa sürede kitabı tamamladım. Demek ki ben bunu içimde biriktirmişim."

Anneannem ve Hrant Dink

Fethiye Çetin’in anneannesi Heranuş ya da değiştirilmiş adıyla Seher’in soykırımdan hayatta kalma hikayesini anlattığı kitabı “Anneannem”, yayınladığı 2004 yılında çok ses getirmiş ve onlarca dile çevrilmişti. 
Aynı söyleşide şöyle devam ediyordu Çetin: “‘Anneannem’ kitabı çok ilgi çekti. O sırada Hrant’ın hem arkadaşı hem de avukatıydım. Kitap onu da çok heyecanlandırmıştı. Ermeniceye çevrildi, Ermenistan’da yayımlandı. Hrant ölümünden bir hafta kadar önce beni aradı, kitabın orada çok beğenildiğini söyledi. ‘Birlikte Ermenistan’a gidelim’ dedi. Ben de o günlerde kitabın Fransızcaya çevrilmesi nedeniyle Fransa’ya gidiyordum. Döner dönmez Ermenistan seyahati yapacaktık. Paris’teyken Hrant’ın öldürüldüğü haberini aldım.” 
Çetin, Hrant Dink cinayetinden sonra davanın avukatlarından biri oldu, "Ben Hrant'ın yasını tutumadım" diyerek, hukuksuzluklarla dolu davayı sürdürdü, 2013 yılında da “Utanç Duyuyorum! Hrant Dink Cinayetinin Yargısı" ismiyle kitaplaştırdı. Tarihe tanıklık eden bu iki kitap şimdi sesli kitap olarak Storytel'de yayınlandı. "Anneannem"i Hülya Gülşen, "Utanç Duyuyorum"u Ece Okay seslendiriyor. 

"Özellikle gençlere ulaşsın"

Kitaplarının artık dinlenebilmesiyle ilgili olarak Agos’a konuşan Fethiye Çetin şöyle diyor: 
“Ülkemizin yakın tarihinde yaşanan tarifsiz acıları, özellikle 1915’in hakikatini kamusal alanlarda konuşamadığımız, tartışamadığımız bir dönemde yazdım anneannemin hikayesini. ‘Anneannem’ ismi ile yayınlandı. Kitap çok okundu, çok tartışıldı ve ben bu kitap sayesinde bir insan hikayesinin nasıl da dönüştürücü bir etkisi olduğunu fark ettim, daha çok insana ulaşmasını diledim her zaman. Bazı dostlarım internete pdf kopyasının izinsiz olarak yüklendiğini söylediğinde hiçbir şekilde engelleme girişiminde bulunmadım, hiç önemli değil, yeter ki okunsun diye düşündüm. 
Sonra müvekkilim Hrant Dink’i hain bir pusu ile aramızdan kopardılar. Hrant’ın hedefe konmasında, adım adım cinayete giden sürecinde onun yanındaydım.
Hrant Dink cinayetinin birinci elden tanığıydım ve bu tanıklığımı ‘Utanç Duyuyorum-Hrant Dink Cinayetinin Yargısı’ isimli kitapta yazdım, tarihe bir tanıklık olması umuduyla.
Son yıllarda yazılı kitaplardan ziyade sesli kitap uygulamalarının ilgi gördüğünü, zaman sorunu yaşayanların trafikte geçirdikleri zamanlarda, spor yaparken, yürüyüş sırasında, ev işi, yemek, ütü yaparken, hatta uyumadan önce kitap dinlediklerini biliyoruz. 
Her iki kitabın da sesli kitap olarak dinleyicilere sunulmasından; yaşadığımız katı ret ve inkâr, hakikati eğip bükme ve yalan politikalarına karşı yaşanan hakikatlerin insan hikayeleri üzerinden dinleyicilerle buluşmasını sağlayacağını düşünüyorum ve her iki kitabın da çok sayıda dinleyicisi olmasını, özellikle gençlere ulaşmasını diliyorum.”

Şimdi yalnızlık zamanı

Hrant Dink'in, 17 Aralık 2004'te Birgün gazetesinde "Anneannem"le ilgili yazdığı yazı...

Bugün Aralık ayının 17'si...

Ülke olarak Avrupa'nın bekleme odasında geçirdiğimiz 40 yılın son saniyeleri bunlar... Az sonra değilse bile, biraz sonra karar belirginleşecek ve hayat da kaldığı yerden devam edecek. Tarihin tıp oynadığımız anlarından birindeyiz sanki.


Her bir şey bir an için durmuş gibi... Brüksel'den gelecek ilk hareketin işaretini bekliyoruz.

Ve siz bu satırları okurken muhtemelen ben o çok bildiğim ve sevdiğim bir garip yalnızlığı yaşıyor olacağım. Hani mesela, bütün bir seçim kampanyası boyunca koşturursunuz, didinirsiniz ve o seçim yasaklarının başlamasıyla birlikte hayat bir anda oy kullanmanın sessizliğine bürünür ve siz sonucu beklerken yalnızlaşır ve kendinizle başbaşa kalırsınız ya.

Ya da evleneceksinizdir, tam bir telaş içindesinizdir, her bir hazırlık görülmüş, damat tıraşınızı da olmuş, bir başınıza evinize doğru yürüyorsunuzdur da anında bir yalnızlık hisseder, "Biraz önceki telaşı yaşayan kişi ben miydim?" diye kendinize şaşarsınız ya. İşte öylesi bir yalnızlıklayım şimdi.

Fırtınanın dindiği anda, koca deniz dalgalarının dinginleştiği bir kıyıda, oturacak bir bank arıyor gibiyim. Islığımda Bethoven'in Avrupa marşı, cebimde Fethiye Çetin'in Metis'ten çıkan yeni kitabı. Anneannem. Bir yalnız kadının öyküsünü anlatıyor Fethiye Çetin kitabında. Heranuş'tan dönme Seher Nine'sini...

Öykünün kitaplaşması 2000 yılında Fethiye Çetin'in AGOS gazetesine verdiği şu vefat ilanıyla başlar: "Onun adı Heranuş'du. Herabet Gadaryan'ın torunu. Üskühi ve Ovannes Gadaryan'ın biricik kızları idi. Palu'ya bağlı Habab köyünde dördüncü sınıfa kadar mutlu bir çocukluk yaşadı. Birden "O günler gitsin bir daha gelmesin" dediği acılarla dolu zamanlar yaşanmaya başlandı. Heranuş tüm ailesini kaybetti ve onlarla bir daha görüşemedi. Yeni bir ailesi, yeni bir adı oldu.

Dilini, dinini unuttu, yeni bir dili ve dini oldu. Hayatı boyunca bunlardan hiç şikâyetçi olmadı ama adını, köyünü, anasını, babasını, dedesini ve yakınlarını hiç mi hiç unutmadı. Bir gün onlara kavuşma, onlarla kucaklaşma umuduyla 95 yıl yaşadı. Belki bu umutla uzun yaşadı, bilincini son günlere kadar yitirmedi. Heranuş nenemi geçen hafta kaybettik ve onu sonsuzluğa uğurladık. Sağlığında bulamadığımız yakınlarını (yakınlarımızı) bu ilan vasıtasıyla bulmayı, acıları paylaşmayı umuyor, 'O günler gitsin, bir daha yaşanmasın' istiyoruz."

Bu ilan Amerikalara kadar ulaştı ve sonuçta Seher Nine'nin akrabaları bulundu. Seher Nine'nin kızkardeşi Marge yaşıyordu ve çocukları Fethiye Çetin ile bağ kurarak kendisini Amerika'ya davet ediyorlardı. Büyük buluşmanın tüm ayrıntıları kitapta yalın ve duygulu bir dille anlatılıyor.

Buluşmanın fotoğrafları ise bir başına binlerce yazıya bedel. Fethiye, ninesinin elleriyle ördüğü banyo lifini ve onun kokusunu taşıyan ipek oyalı yazmasını alıp götürmüş teyzesi Marge'ye... "Sana onu getiremedim ama işte bunları getirdim" demiş. Fotoğraf altına da şu notu düşmüş Fethiye: "Ablasının hatırası lifi ve yazmayı okşuyor, açıyor, inceliyor sonra katlıyor, ama tekrar açıp tekrar bakıyor, tekrar okşuyordu. Bütün bunları yaparken de yüksek sesle inliyordu. Sessizce uzaklaştık ve onu ablasıyla baş başa bıraktık."

Bugün Aralık ayının 17'siydi değil mi?

Az sonra, şu içinde yaşadığımız sessizlik bozulacak, ortalık Avrupa Birliği'nin kararına boğulacak. Ve kaçınılmaz olarak da yalnızlık bitecek. İyisi mi gelin o gürültü kopuncaya kadar, daha şunun şurasında biraz vakit varken bu yalnızlığın tadını çıkaralım. Heranuş Yaya'mızın ya da Seher Nine'mizin yalnızlığıyla kendi yalnızlığımızı buluşturalım. Sizi temin ederim ki bu buluşma, Türkiye'yle Avrupa'nın buluşmasından çok daha önemli.

Kategoriler

Güncel