RİCHARD GİRAGOSİAN

Richard Giragosian

Türkiye-Azerbaycan: Hamilikten mahkûmiyete

Ermenistan ile normalleşme meselesi, Azerbaycan’ın Türkiye üzerindeki üstünlüğünü ne kadar güçlü bir şekilde elinde tuttuğunu ortaya koymuştur. Bu güç asimetrisi, en son Azerbaycan’ın Türkiye’yi nadir görülen bir şekilde eleştirmesiyle bir kez daha doğrulanmıştır.

Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişki, uzun süredir iki kardeş ortak arasındaki derin bağ ile tanımlanmaktadır. “Tek millet, iki devlet” sloganıyla anılan bu ilişki, Türkiye ve Azerbaycan’ın ulusal çıkarlarının neredeyse aynı olduğu yönünde bir kamu algısı oluşturmuştur. Ancak hem pratikte hem de politikada, Ankara ile Bakü arasındaki ilişkiler herhangi bir slogandan veya kamu algısından çok daha karmaşık.

Azerbaycan’ın Türkiye üzerindeki bu etkisinin büyük bir kısmı finansaldır. Resmi kaynaklar, 2002-2020 döneminde Azerbaycan’ın Türkiye’ye yaptığı yatırımın yaklaşık 19,5 milyar dolar olduğunu gösterirken aynı dönemde Türkiye’nin Azerbaycan’a yaptığı yatırımın ise yaklaşık 12 milyar dolara ulaştığını ortaya koymaktadır.

Ayrıca, Azerbaycan’ın devlete ait ulusal petrol ve gaz şirketi SOCAR, son 17 yılda toplam 18,5 milyar dolarlık yatırımıyla Türkiye’nin en büyük yabancı yatırımcısı konumundadır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde Türk enerji sektörüne 7 milyar dolar daha yatırım yapma planlarıyla birlikte, Azerbaycan’ın Türkiye üzerindeki etkisi daha da artacaktır.

Ancak tüm bu ekonomik güç ve finansal etkiye rağmen, Azerbaycan’ın Türkiye’deki konumu garanti altında değildir. Hatta son yıllarda Türkiye ile Azerbaycan arasındaki farklılıklar giderek artmaktadır. Bunun en belirgin örneklerinden biri, Azerbaycan’ın İsrail ile olan yakın ilişkileri ve güçlü desteği konusunda yaşanan önemli anlaşmazlıktır. İki ülke arasındaki temel dış politika farklılığı, aynı zamanda Ermenistan-Türkiye “normalleşme” süreci etrafında da şekillenmektedir.

Aslında tam da Ermenistan ile normalleşme meselesi, Azerbaycan’ın Türkiye üzerindeki üstünlüğünü ne kadar güçlü bir şekilde elinde tuttuğunu ortaya koymuştur. Azerbaycan’ın Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik seçenekleri üzerindeki etkisi ve baskısı, Türkiye açısından utanç verici bir zayıflık ilişkisine dönüşmüştür. Türk hükümeti defalarca Ankara’nın Bakü ile olan ilişkisini asla zayıflatmayacağını ve zayıflatamayacağını açıkça belirtmiş olsa da bu durum Türkiye’nin daha küçük ortağı Azerbaycan’a olan bağımlılığını gözler önüne sermiştir. Bu bağlamda Türkiye, Azerbaycan’ın hamisi konumundan çıkarak adeta Azerbaycan’ın tutsağı haline gelmiştir.

Bu güç asimetrisi, en son Azerbaycan’ın Türkiye’yi nadir görülen bir şekilde eleştirmesiyle bir kez daha doğrulanmıştır. Özellikle Azerbaycan’ın olumsuz tepkisi, Türkiye’nin Margara sınır kapısı üzerinden Ermenistan’ın Suriye’ye insani yardım göndermesini kolaylaştırmak amacıyla kapalı sınırını yeniden açma kararından kaynaklanmıştır. Aslında bu sınırın açılması bir ilk değildir çünkü bu adım, Şubat 2023’te meydana gelen deprem sonrasında Ermenistan’dan gelen yardımlara izin vermek için sınırın geçici olarak açılmasının ardından gelmiştir.

Ancak bu kez, Türkiye sınırı 21-31 Mart 2025 tarihleri arasında tam on gün boyunca yeniden açmayı kabul etti. Bunun üzerine Azerbaycanlı haber ajansı APA, Ankara’yı “Ermenistan ile aceleci bir şekilde normalleşmekle” suçlayarak sert bir tepki gösterdi ve Bakü’nün “son gelişmelerden doğal olarak büyük hayal kırıklığına uğradığını ve endişelendiğini” belirtti.

Ancak Azerbaycan’ın Türkiye’ye yönelik eleştirileri yanıtsız kalmadı. Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, sınır kapısının yeniden açılmasını savunan bir açıklama yayımladı. Açıklamada Azerbaycan’ın Türkiye Büyükelçisinin 24 Şubat’ta bilgilendirildiği, ayrıca Azerbaycan Cumhurbaşkanı Danışmanı Hikmet Hacıyev’in de 26 Şubat 2025’te Türkiye ziyareti sırasında konu hakkında bilgilendirildiği vurgulandı.

Bu bağlamda Ermenistan-Türkiye normalleşme sürecindeki ilerleme artık her zamankinden daha fazla Azerbaycan’ın onayına bağlı hale gelmiştir. Pratik açıdan bakıldığında bu durum Azerbaycan’ın süreçteki baskın rolünü bir kez daha teyit etmekte ve Türkiye’nin giderek Azerbaycan’ın etkisi altında, adeta bir rehine konumuna düştüğü gerçeğini pekiştirmektedir. Dahası Türkiye liderliği açısından Ermenistan ile normalleşmenin ancak Ermenistan-Azerbaycan müzakerelerinde kayda değer bir ilerleme sağlanması halinde mümkün olabileceği, Ankara’nın bu süreci yürütmek için gerekli “siyasi perdeyi” aradığı açıkça görülmektedir.

Dolayısıyla hem Ermenistan’ın hem de Türkiye’nin Azerbaycan’ın etkisi altında sınırlı hareket alanı ve birbirleriyle doğrudan angajman konusunda çok az esnekliğe sahip olduğu acı bir şekilde ortadadır. Bu da, normalleşmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyan mevcut “anormalliği” gözler önüne sermektedir.

(Richard Giragosian, Ermenistan’ın Yerevan şehrinde bulunan bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Bölgesel Çalışmalar Merkezi’nin (RSC) direktörüdür)