CHP, kedi olalı ilk defa bir fare tutmuşa benziyor. Gerçi K. Kılıçdaroğlu’nun Haziran 2017 Adalet Yürüyüşü önemliydi, ama ondan sonra parti sönmüştü. Daha önemlisi, bu yürüyüş bir CHP milletvekilinin (Enis Berberoğlu) MİT TIR'ları görüntülerinin yayımlanması davasında mahkum edilmesini protestoydu. Selahattin Demirtaş’ın nahak yere yatırıldığı Edirne’de değil, İstanbul’da sona ermişti. Şimdi İmamoğlu’nun simgesi olduğu ve Özgür Özel’in (ABB Başkanı M. Yavaş’a rağmen) şu âna kadar başarıyla götürdüğü kampanya, eğer istenirse, B. Ecevit’in “Ortanın Solu” politikasına biraz benzetilebilir.
Bu bıktıran soruya hemen cevap vereyim: İyi olacak.
İki nedenle:
1) CB Erdoğan değişmeyecek.
Çünkü fıtratına aykırı.
Yalnız dikkat: Maalesef aykırı değil, iyi ki aykırı. Çünkü yükselen muhalefeti vurmak için artırılacak baskılar muhalefeti yükseltecek. Taa ki, millet sandığa gidip bu Tek Adam Rejimi’ni bitirene dek.
2) CHP değişmeye başladı.
Bu kadar baskı, kayyımlamalar ve hele de son olarak İmamoğlu’nun içeri atılması nihayet bu bir asırdır kalıplaşmış partiyi de sarstı. Oy oranı sürekli yükseliyor .
Tek Adam ekonomisinin ezdiği kitlelerin umudu olmayı kastetmiyorum sadece. Esas olarak, Tek Parti CHP’nin 1923 Anayasası’yla kurduğu ve 1925’ten itibaren gizli Şark Islahat Planı gibi İttihatçı zulümlerle yürüttüğü, ayrıca ülkeyi günümüze kadar bütünüyle antidemokratik bir kabusa sokan Kürt meselesinin barışçı çözümüne CHP’nin bugünlerde nihayet girişmesini kastediyorum.
Biraz geriden alarak ve karşılaştırmalı yöntemle gidelim. Çünkü Demokrat Parti’nin (DP) 1954’ten sonraki politikası ile AKP’nin 2011’den sonraki politikası, (akıbet açısından asla ve kat’a benzemesin ama), özellikle 2 konuda birbirine benziyor.
***
CHP’nin Tek Adam (1927-38) ve İkinci Adam (1939-50) yönetimlerinden sonra 1950’de iktidara gelen DP, CHP’nin bıktırmışlığı ve uluslararası konjonktür (BM ve Truman Doktrini, ayrıca yağmurlu hava) sayesinde en büyük seçim başarısını elde ettiği 1954 yılına kadar ismine tamamen uygun demokrat bir performans gösterdi.
Ondan sonra, özellikle de 14 kişinin öldüğü ve Başbakan Adnan Menderes’in sağ salim kurtulduğu Şubat 1959 Londra uçak kazasından sonra iyice yoldan çıktı.
Özellikle 2 konu derken, Yargı ve Radyo.
***
1) Yargı.
1924 Anayasası Md. 54’te Yargı’yı “her türlü müdahaleden azade” ilan ettiği, Md. 55’te de “Hâkimler kanunen muayyen olan usul ve ahval haricinde azlolunamazlar” hükmünü getirdiği halde, Başbakan A. Menderes TBMM’deki çoğunluğuna dayanarak muhalefeti ve bu arada Yargı’yı sistematik biçimde sindirdi. Şöyle ki:
Bir kere, 1924 Anayasası Md. 77 “Matbûat, kanûn dairesinde serbesttir ve neşredilmeden evvel teftiş, muayeneye tâbi değildir” dediği halde, sıkı sansürün yanı sıra, kağıt ithalatına ve resmî ilan dağıtımına el koyarak basını dize getirdi. Zaten DP’nin düşmesinden sonra 1961’de Basın İlan Kurumu’nun getirilmesinin amacı resmî ilanların adil biçimde dağıtılmasını sağlamak olacaktır.
Bunun yanı sıra, yasa çıkartarak CHP mallarına el koymuş olan DP, “yetersiz memurları istifaya zorlamak” gibi bir gerekçeyle Yargıtay, Danıştay, Sayıştay üyeleri ve üniversite hocalarını 25 yıldan sonra resen emekliye sevk etmiş, üstelik bu yüksek bürokratların tasfiyesini “bakanlık emrine alma” yöntemiyle (yargı yolu da kapalı olarak) gerçekleştirilmişti.
Nihayet, bugünkü gençlerin ‘bu da neymiş yahu’ diyecekleri, Başbakan A. Menderes’in Ekim 1958’den itibaren ilan ettiği Vatan Cephesi gibi muazzam bir olay var. Ama bunu Radyo başlığına koyalım.
***
2) Radyo.
O zamanlar televizyon yoktu ve gazete alıp okumak nadirattandı. İnsanları ciddi biçimde etkileyen tek mecra radyo idi.
O zamanlar sadece İstanbul ve Ankara’dan yayın yapan devlet radyosu 1954’ten ve özellikle de 1958’den sonra sadece DP’nin sesi oldu.
Menderes döneminde, geçen hafta sözünü ettiğim, tümü DP'li milletvekillerinden oluşan ve muhalefet ile basının eylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığına karar veren, mahkeme kararı olmadan tutuklama yetkisi de bulunan Nisan 1960 Tahkikat Komisyonu ortamında, tekel sahibi devlet radyosu haberlere “Başbakan A. Menderes…” diye başlar, öyle bitirirdi.
Okunan haberlerin sadece DP’den ve Başbakan Menderes’ten bahsetmesinin yanı sıra, sayfalarca okunan Vatan Cephesi listeleri çok ilginçti. Buna göre millet akınlar halinde Vatan Cephesi’ne geçiyor ve adları radyodan okunuyordu.
Kısa zamanda “tavuklarını keçilerini de okutuyorlar” türünden alay konusu olan bu yöntem, muazzam tepki yarattığının farkında olmayan DP iktidarının meydan okumasıydı.
***
Karşılaştırmalı yöntem dediğimize göre, AKP’ye geçelim:
2002 seçimleriyle iktidara gelen AKP ilk üç yıl gerçekten bir demokrasi havası estirdi. Özellikle, 1982 Anayasası Md. 90’ın sonuna 2004’te eklediği “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” cümlesi bu ülkenin şimdiye kadar gördüğü en muazzam demokratik hüküm oldu.
Ama AKP, 2011’den itibaren başlattığı antidemokratik dönemde 2 çok önemli olaydan sonra askerî darbe dönemlerini neredeyse aratmaya başladı:
1) Başbakan R. T. Erdoğan’ın 2014'te cumhurbaşkanı seçilerek genel başkanlığından ayrılmak zorunda kaldığı AKP'ye "Bu sadece hukuki bir ayrılıktı, gönüllerimiz hiçbir zaman ayrı düşmedi. 998 gün sonra yine aynı salonda, evet nerede kalmıştık diyerek yeniden bir aradayız"” diyerek Mayıs 2017’de tekrar genel başkan olmuştu;
2) 16 Nisan 2017 Referandumu'yla kabul ettirdiği ve 9 Temmuz 2018’den itibaren uygulamaya başladığı Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin R. T. Erdoğan’ı siyasî kararlar verme konusunda tek yetkili ilan etmesi üzerine, partili cumhurbaşkanının KHK’ler yayınlaması yöntemiyle, ülkeye 1927’den beri ilk defa bir Tek Adam Rejimi kurulmuştu.
Yargı’yla başlarsak:
Bu dönemde Sulh Ceza Mahkemeleri kaldırılarak Sulh Ceza Hakimlikleri kuruldu. Bu hâkimlikler soruşturma aşamasında arama, yakalama, gözaltı, tutuklama gibi çok etkili kararları vermekle yetkili kılındı.
Üstelik, bu hâkimliklerde bir üst mahkemeye (asliye ceza) itiraz edilememekte, bir sulh ceza hâkimliğinin verdiği karara karşı onu takip eden numaralı başka bir sulh ceza hâkimliğine başvurulabilmekteydi. Yani, kaçış yoktu. Bu durum hukuk devleti, tabii hâkim, kişi özgürlüğü, adil yargılanma ilkelerine açıkça aykırıydı. Üstelik gözaltına alma olayı, şafak vakti kapılar gümletilerek ve kelepçe vurulan kişinin başının aşağıya bastırılarak götürülmesi biçiminde uygulanıyordu.
Bu hususta, Yargı’nın ne hale sokulduğu konusunda en son haberi (31.03.2025) vermek yeter: İBB soruşturmasında 8 öğrenciyi adli kontrol şartıyla serbest bırakan sulh ceza hakiminin görevine son verildi, yetkisi elinden alındı.
Radyolara ve televizyonlara gelince:
1961 Anayasası Md. 121 “Radyo ve televizyon istasyonlarının idaresi, özerk kamu tüzel kişiliği halinde, kanunla düzenlenir” diye ilan ettiği halde, günümüzde TRT’nin saat başı haberleri “Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan…” diye başlıyor ve öyle bitiyor. Tabii, özel radyo-tv’lerin yaklaşık tamamı yandaş olduğu için aynı koroyu sürdürüyorlar.
***
Bu mevzu bitmez. CHP’nin değişme eğilimine girmesiyle bitirelim.
CHP, kedi olalı ilk defa bir fare tutmuşa benziyor.
Gerçi K. Kılıçdaroğlu’nun Haziran 2017 Adalet Yürüyüşü önemliydi, ama ondan sonra parti sönmüştü. Daha önemlisi, bu yürüyüş bir CHP milletvekilinin (Enis Berberoğlu) MİT TIR'ları görüntülerinin yayımlanması davasında mahkum edilmesini protestoydu. Selahattin Demirtaş’ın nahak yere yatırıldığı Edirne’de değil, İstanbul’da sona ermişti.
Şimdi İmamoğlu’nun simgesi olduğu ve Gn. Bşk. Özgür Özel’in (ABB Başkanı M. Yavaş’a rağmen) şu âna kadar başarıyla götürdüğü kampanya, eğer istenirse, B. Ecevit’in “Ortanın Solu” politikasına biraz benzetilebilir.
Çünkü o politika CHP’nin iki fobisinden birini, Komünizm Fobisi’ni vuruyordu, şu andaki durum (31.03.2024 yerel seçimlerden bugüne kadar atanan 13 kayyımın 3’ünün CHP’li olmasının büyük katkısıyla) CHP’nin ikinci fobisini sona erdirmenin çanını çalmışa benziyor: Kürt Fobisi.
Komünizm artık tarihte kaldığına ve Kürt meselesi Türkiye’nin açık ara en önemli sorunu olmaya devam ettiğine göre, şu anda CHP ilk defa önemli bir doğru yoldadır, demektir.
Büyük bir olay karşısında olabiliriz.
CB Erdoğan’ın bugünkü baskıcı tutumunun devamı sayesinde devam edebilecek bir büyük olay.