Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan 25 Şubat Salı akşamı Patrikhane’de Türkiye Ermeni basınının katıldığı bir toplantı düzenledi. Gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulunan Patrik Maşalyan gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Toplantıya Jamanak, Marmara, Agos, Paros ve Luys TV temsilcileri ve yayın yönetmenleri katıldı. Maşalyan "Lozan Antlaşması'nda azınlıkların hakları belirlendi ve Türkiye Cumhuriyeti o azınlık haklarına göre bize davranmaya başladı. Yalnız burada eksik kalan bir şey oldu. Cumhuriyet azınlıklara herhangi bir yazılı metin vermedi. Herhangi bir yazılı tüzük vermedi. Herhangi bir kanun vermedi. Bu şeyler havada asılı. Yani bizim azınlık haklarımız verildi doğru ama bu bir statüye bağlanmadı ve bu yüzden dolayı biz yüz yıllık bir yönetim sorunuyla, daha doğrusu yönetimsizlik sorunuyla karşı karşıyayız" dedi.
YETVART DANZİKYAN-İŞHAN ERDİNÇ
Youtube’da Patrikhane'nin Lraper kanalında da canlı olarak yayınlanan toplantıda Patrik Maşalyan ilk olarak Ermeni toplumunun demografi sorununa dikkat çekti. Toplumun giderek eridiğinin altını çizen Patrik Maşalyan istatistikler de paylaştı. Doğumların giderek azaldığına dikkat çekti Patrik şöyle konuştu:
“Şimdi istatistikler bize diyor ki her doğan bir çocuğun karşısında iki buçuk insanı kaybediyoruz. Yani her doğan 10 çocuk karşısında 25 insanımızı kaybediyoruz. Bu da erimeye işaret. Elbette biz halkımızı çocuk yapmaya teşvik ediyoruz ama bunu çekinerek yapıyoruz. Çünkü çocuk yapın demek kolay ama onun yükümlülükleri şehirli insanın birinci kaygısı. Dini önderlerin çok çocuk yapın, berekettir demelerinin altında yatan niyet her zaman doğru okunmuyor. Elbette bazıları bunu ekonomik nedenlere indirgiyorlar ama bizim gözlemlerimiz o ki durumu en iyi olan aileler en az çocuk yapanlar. Bunun sosyolojik nedenleri var . Bu araştırılabilir ama bizim demografik olarak azalan bir nüfusumuz var ve bunu artırmanın görünürde bir yolu yok.”
Patrik Maşalyan, Türkiye’de şu anda 5-6 bin civarında yaşayan Ermenistanlıların Ermeni toplumuna entegre olmaya başladıklarını ifade etti:
“Bir zamanlar Ermenistanlılar geliyordu. Bir ara 30 bin kadar çoğaldılar ama şimdi 5-6 bin civarında kaldılar. Dolayısıyla onlar da tam entegre olmadılar İstanbul toplumuna. Çünkü çalışmak için geliyorlardı, para kazanmak için bir gün geri dönme amacında geliyorlardı ve geri de döndüler. Kalanlar var ve onların yavaş yavaş bizim cemaatimize adapte olduğunu biz görüyoruz. Vatandaşlık kazanıyorlar. Ama bir yerden artık nüfus ithal etmeyeceğiz. Biz küçülüyoruz, küçüleceğiz ve ben zannediyorum ki her şeyin temeli insan. Dolayısıyla insan malzemesini yitirmiş olan toplumlar gelecekle ilgili başka türlü kaygılar taşımalı. Yani bizim bu küçülen toplumumuzda sayısal olarak küçülüyoruz ama en azından kalite olarak şimdiki halimizi koruyalım ve nasıl yükseltebiliriz ona bakmamız gerekiyor.”
Patrik Maşalyan, doğum oranlarının düşüklüğünün yanı sıra gençlerin de göç etmesinin de nüfus azalmasında etken olduğunu söyledi. Patrik Maşalyan, karma evliliklere de değindi ve “Doğan 100 çocuktan 25’i karma evliliklerden geliyor” ifadelerini kullandı.
Maşalyan, “Maddi anlamda aileler desteklenecekse destekleyelim elbette. Çok çocuklu aileleri mükafatlandıralım. Ama herkesin kendi hayatı var” dedi.
Sistemsizlik, tüzük eksikliği
Patrik Maşalyan, ikinci sorunun sistemsizlik olduğunu belirtti. Toplumun yönetimsel olarak tarihte kırılma noktaları olduğunu belirten Patrik Maşalyan, 1863 Nizamnamesi’ne kadar patriklerin amiralar tarafından seçildiğini, nizamname sonrası halkın da seçime dahil edildiğini hatırlattı. Patrik Maşalyan, 1863 Nizamnamesi’nin Ermeni toplumuna otonomi hakkı verdiğini belirtti ve şunları söyledi:
“Çünkü biz Osmanlı’da azınlık değildik, 3 milyona yakın bir nüfusumuz vardı ve millettik. Osmanlı sisteminde millet mezhep üstündeydi. Osmanlı’nın 1863 Nizamnamesi ile verdiği hak, parlamento oluşturma ve ruhani ile cismani meclis kurulması üstüneydi. Halkın seçtiği seçtiği milletvekilleri ve din adamları bir araya geliyorlardı ve patriği seçiyorlardı. Şimdi elimizde herhangi bir tüzük olmadığından o sistemi sadece bir gün sadece patrik seçmek için tekrar canlandırıyoruz. Halkın kendi temsilcilerini Patrikhane’ye göndermeleri ve Patrik’in başkanlığında ruhani ve cismani meclislerin olduğu yönetim biçimini Ermeniler 40 yıl kadar sürdürdüler. Bu süre içinde Ermeni aydınlanması yaşandı.”
“Cumhuriyet döneminde azınlıklara tüzük verilmedi”
Patrik Maşalyan, Lozan Antlaşması’nda azınlık haklarının olduğunu ancak Cumhuriyet döneminde azınlık toplumlarına hiçbir kanun ve tüzük verilmediğinin altını çizdi:
“Birinci Dünya Savaşı, 1915 Olayları’nda ve Cumhuriyet döneminde bir şekilde azınlıkların konumu ne olacak belli değildi. Lozan Antlaşması'nda azınlıkların hakları belirlendi ve Türkiye Cumhuriyeti o azınlık haklarına göre bize davranmaya başladı. Yalnız burada eksik kalan bir şey oldu. Cumhuriyet azınlıklara herhangi bir yazılı metin vermedi. Herhangi bir yazılı tüzük vermedi. Herhangi bir kanun vermedi. Bu şeyler havada asılı. Yani bizim azınlık haklarımız verildi doğru ama bu bir statüye bağlanmadı ve bu yüzden dolayı biz yüz yıllık bir yönetim sorunuyla, daha doğrusu yönetimsizlik sorunuyla karşı karşıyayız. Daha açalım bunu, bir patrik seçiyoruz. Eskiden Patrik sistemin başıydı. Yani cismani ve ruhani kurumların başıydı. Devlet tarafından tanınırdı ve bunların işlevleri ve bunların altında çalışan komisyonlar da resmi mercilerdi. Yani vergi toplayabilirlerdi, cezalandırabilirlerdi; kendi hakları ve sınırları vardı. Laiklik ilkesiyle birlikte patrikler dini başkan olarak kaldılar. Fakat Patrik ve Hahambaşıların hükmi şahsiyet kazanması ve resmi kimlik kazanması sağlanamadı. Ermeni Patrikliği diye bir kurum kayıtlı değil. Ermeni Patriği tanınıyor ama Ermeni Patrikliği var ila yok arasında kalan bir kurum. Çünkü hukuksal kimliğiniz yoksa hiçbir şey edinemiyorsunuz. Mülk ve herhangi bir geliriniz yok.”
Çatı kurum eksikliği
Devletin Ermenileri ‘dini cemaat’ olarak gördüğünü söyleyen Patrik Maşalyan, sivil işlerin ise vakıf yönetimlerinin üzerinden yürütülmesi gerektiğini belirtti. Patrik Maşalyan, çatı kurumun eksikliğine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Vakıf yöneticileri halk tarafından seçiliyorlar ama onlar halkın temsilcileri değil. Onlar vakıfları yönetmek için seçiliyorlar. Vakıf mülklerini yönetmek için seçiliyorlar. Cemaatin sivil işlerini bu vakıf yönetimlerin üstünden yürütmek durumundayız. Ancak burada da şöyle bir sorun var. Bizim çatı kurumumuz yok. Yani yasalar bu vakıfların yan yana gelip bir üst kurul olarak kurulması, ortak irade, ortak akıl, ortak planlama yapma hakkını tanımıyor bize. Yok böyle bir hakkımız. Yan yana gelebilirler ve ERVAB’ı (Ermeni Vakıflar Birliği) kurabilirler ama onun da Patrikhane gibi tüzel kişiliği yok. Tüzel kişiliğin yoksa yaptırımın da yok. Rica minnetle olacak. Bir şey diyeceksin, kabul ederse eder, kabul etmezse etmez. Mesela ERVAB toplantılarına katılmayan vakıflar vardı. Hiç kimse ona ‘niye gelmedin’ diyemez. Niye gelmedin dediğinde, gelmiyorum diyor. Herhangi bir yaptırımı var mı? Yok. ERVAB'ın komisyonları var, Mali Komisyon. Orada karar alınıyor, bütün vakıflar bilançolarını versinler. Bir senedir diyorlar, bazıları vermiyor. Çünkü ERVAB'ın da yaptırımı yok. Yani görüyorsunuz ki bizim bütün işlerimiz tüzel kişiliği olmayan kurumlara kalmış. Bu da bizim en büyük yönetim sorunumuz. İşler ters gittiğinde birini suçlamak istiyorsunuz, bu hakkınız. Sorumluluğun yetki ve hakla ilintili olduğunu anlamalısınız. Haklar ve sorumluluklar verilen yetkiyle ilgilidir.”
Patrik Maşalyan “Bugünlerde ERVAB bir şekilde suçlanıyor ama ERVAB’a hangi yetkiler verilmiş ki ERVAB kullansın. ERVAB da Patrikhane gibi var ila yok arasında” dedi.
Patrik, sorunlara rağmen kurumların ayakta olduğunu, geleneklerin ve Ermenice dilinin korunduğunu belirterek “Bu sistemsizlik içerisinde bu bir başarı mıdır yoksa başarısızlık mıdır? Bence başarıdır. Bu bizim halkımızın soyluluğu ve bilincidir” dedi ve şöyle devam etti:
“Bir şekilde biz bu sistemsizlik içinde sistemi bulmuşuz ve yürütüyoruz. Burada eksik olan şey elbette bu tüzel kişiliğin eksikliği planlama yapmakta bizi etkisiz hale getiriyor. Yani cemaatimizin yıllarca konuştuğu ortak bütçe, havuz oluşturabilme bir türlü gerçekleşmiyor. Bunu gerçekleştirebilecek ortak irade yok.”
Şaibeler
42 kilise vakfından sadece 3’ünde şaibeler ortaya çıktığını ve yargıya taşındığını söyleyen Patrik Maşalyan, “Suçluluğu ispatlanmayan herkes masumdur. Bu ilkeyi korumak zorundayız” dedi.
“42 vakıftan üçünde bu durumlar var. Bu şu demek aslında, 39’u görevlerini iyi yapmış. Bunlar namusuyla yapmışlar, çalışmışlar ve bunlar bu işi meccanen yapmışlar. Karşılıksız, bedelsiz, gönüllü olarak, kendi aile hayatlarına, iş hayatlarında, mesai vererek, emek vererek, yürek harcayarak yapmış bu insanlar. Niye bu üç vakfa yoğunlaşıyoruz ve 39 vakfa dönüp teşekkür etmiyoruz?”
Eleştirinin toplumlar için olmazsa olmaz olduğunu belirten Patrik Maşalyan, sosyal medya üzerinden yapılan yorumlar ilişkin şunları söyledi.
“Bilgi eksikliğinden kaynaklanan durumlarda biz herkesi hemen yargılamaya hazırlıyoruz. Ben sizi uyarayım, gelecek seçimlerde biz yönetici bulamayabiliriz. Çünkü yönetim, yöneticiler, onların isimleri o kadar çok kötüleniyor ki bu cemaatin pırıl pırıl insanları , elini taşın altına koymak isteyen insanlar, istemiyorlar isimlerinin kirlenmesini. Ne yapmış bu insanlar? Bu insanlar bizim kurumlarımızı ayakta tutmaya çalışıyorlar. Hele okula olan vakıfların neler çektiğini ben çok iyi biliyorum. Onların bütçelerini bir araya getirmek için, bu madağlar için yaptıkları çalışmaları ben biliyorum. Dolayısıyla bu kötümserlik sistemsizlikten kaynaklanan bir kötümserlik. Doğru anlaşılabilir bir şey ama çok üstelenmemesi gereken bir şey.”
Hastane seçimleri, okulların durumu
Patrik Maşalyan, basın toplantısında yapılamayan hastane vakıfları seçimlerine ve bütçe açığı olan okulların durumuna da değindi. 2023 yılında yapılması gereken ancak yönetmeliğin çıkmaması nedeniyle bir türlü yapılamayan hastane vakfı (Yedikule Surp Pırgiç, Surp Ağgodp, Balıklı Rum, Or-Ahayim) seçimleri için şunları söyledi:
“Biz bilmiyoruz, örneğin hastane seçimlerini hangi yönetmeliğe göre yapacağız? Sonra anlamadık biz, niye hastane seçimlerini 41 vakıftan ayırdılar? Şimdiye kadar tekti. Tamam dedik başımızın üstüne, 41 vakfın seçimini yaptık. Hastane seçimlerimize söz verdi devlet, yazılı olarak dedi ki '2023’te hastane seçimleri yapılacak.' Ama 2025 yılı geldi ve yönetmelik yok. Ama biz halen kavga ediyoruz.”
Patrik Maşalyan, basın toplantısında toplumda zaman zaman gündeme gelen okulların birleştirilmesi konusuna da değindi. Patrik Maşalyan, okullarla ilgili atılacak adımların bilgiye dayalı olması gerektiğini belirtti:
“Bu okulların hitap ettiği kesimleri biz bilelim. Bugün 2 bin 600 ile 2 bin 700 arasında bir öğrenci sayımız var. Bu gidişatta 10 sene sonra bu sayı 1500’e inecek. Şimdi biz şuna karar vereceğiz. 50 öğrenciyle bir okulu açık tutmak akılcı mı değil mi? İkinci soru, bizim ne kadar paramız var? Biz önce bilgiye ulaşacağız, okulların hitap ettiği kesimleri göreceğiz. Bunları birleştirebilme olanaklarına bakacağız. Akademisyenlerimiz çalışmalarını yapıyorlar. Kendilerini destekliyoruz ama bu işler de meccanen yapılıyor. Bizim gibi toplumların bu işlere bütçe ayırması lazım. Bunlar ciddi konular. Elimizde veriler olması lazım, daha sonra cebimizdeki parayı bilmeliyiz. Şimdi ikisi de eksik. O zaman bir şey yapamazsınız.”
“Vakıfların zenginlikleri sonsuz değil”
Patrik Maşalyan, ‘Vakıflar sonsuz zenginlikte değil’ hatırlatmasında da bulundu:
“Yani her şeyin bedava olduğu bir sistemde, her şeyi tedarik edecek durumda değiller. Bunu biz pandemide ve özellikle bu enflasyonist ortamda gördük. Çünkü vakıflar gelirlerini mülklerden gelen kiralardan topluyorlar. Uzun bir süre sadece yüzde 25 oranında arttırdılar. Öteki taraftan enflasyon yüzde 200 arttı ve gerçekten okul bütçelerini tamamlamak zorlaştı. Biz bugün bile Beyoğlu Üç Horan Vakfı’nın, bütün gelirlerine rağmen Esayan Okulu’nu taşımakta güçlük çektiğini duyuyoruz. Bizim bu vakıflarımızın sonsuz geliri olduğu ve onu bir şekilde bizden sakındığı anlayışından da kurtulmamız lazım. Devlet okulu bile para alıyor. Bizim okula geldiğinde vakıflar bağış alamıyor. Elbette geliri olmayandan alınmasın, olmayana da burs verilsin. Veriliyor ama amaca yönelik olsun.”
Basın toplantısında Patrik Maşalyan, Ermeni toplumuna ait olan ancak Hazine'ye geçen Sanasaryan Han davasına ilişkin bilgileri de paylaştı. Han ile ilgili Anayasa Mahkemesi, Türkiye Ermeni Patrikliği’ni haklı bulmuştu ancak bina şu anda otel olarak kullanılıyor.
Patrik Maşalyan, yerel mahkemenin tapuyu kendilerine verdiğini ancak sürecin VGM tarafından İstinaf Mahkemesi’ne taşındığını sürecin olumlu sonuçlanmasını beklediklerini belirtti.
İtimat Büro: Sanıldığı gibi kolay bir iş değil
Patrik Maşalyan, Ermeni toplumunda son günlerde yeniden gündeme gelen İtimat Büro tartışmalarına ilişkin de konuştu.
Patrik Maşalyan, büronun bir dönem Patrikhane muhasebecileri tarafından denetlendiğini ancak daha sonra bunun yapılamadığını, pandemi döneminde İtimat Büro’nun kendi cebinden harcama yaptığını söyledi. Maşalyan, denetimin kendileri tarafından yapılabileceğini ancak tarafsız bir kurum tarafından denetleme yapılmasının daha doğru olduğunu belirtti:
“İçinde bir din adamı olduğu için diyecekler ki üstünü kapattılar. Dolayısıyla ben dürüst, kararsız, şeffaf bir Patrik olarak dedim ki, İtimat Büro’dan faydalananlar tetkik etsinler, araştırsınlar ve bunu ERVAB’a bir mektupla bildirdim. Yeni seçilmiş yönetimler sistemi tanımıyorlar. İtimat büro yetkilileri gelsin, bunlara açıklama yapsınlar. ‘Siz de inceleyin bunu, eksiklerini tamamlayın, gerekiyorsa yeniden yapılandırın.’ Bu talimat kendilerine gitti ve kendileri bir şekilde Mali Komisyon'a bunu havale ettiler. Bu süre zarfında Mali Komisyonla, başkan Herman Gürciyan'la olan ilişkilerimizde bizim anladığımız şey şuydu. Bu iş sanıldığı gibi kolay bir iş değil. Bu iş mesai isteyen, emek isteyen profesyonel bir iş. Çünkü sekiz yılın birikimi, 40 binin üzerinde makbuz. Bütün bunların denetlenmesi işi birkaç muhasebecinin belki haftalarını ya da aylarını alacak bir çalışma. Zaten kendi vakıflarında sorunları var. ERVAB’a geliyorlar ve vakıfların bütçelerini denetliyorlar. Bu iş onların boylarını aşıyordu ve yapmak istemediler. İtimat Büro’yla ilgili bağışların gecikmesine ilişkin şikayetler geldi ama vakıflar bağışları aldılar. Konu tekrar gündeme geldi ve makbuzların üçüncü nüshalarına ilişkin bir iddia ortaya atıldı. Profesyonel bir ekip tarafından denetlensin kararı verildi. Der Şirvan ile ilgili somut kanıtlar önüme gelirse o zaman değerlendiririz. Der Şirvan mali işlere bakmıyor”
Patrik Maşalyan, Peder Mürzyan’la birlikte din adamlarının sosyal medyada linç edildiğini belirterek, Ruhani Kurul Başkanı Kıdemli Peder Zaven Bıçakçıyan, Patrik Vekili Kıdemli Peder Damadyan, Kıdemli Peder Uzunyan ve Üstrahip Harutyun Damadyan’a da yönelik karalama çalışmalarının yapıldığını açıkladı.
Tek liste tartışmaları
Patrik Maşalyan, konuşmasının ardından basın kuruluşlarından gelen soruları yanıtladı. Patrik Maşalyan’a Agos olarak, 6 Ocak Surp Dzınunt Yortusu sonrası yapılan kabul töreninde Beyoğlu Üç Horan Kilisesi Vakfı Başkanı Aksel Topalyan’ın, hastane vakfı seçimleri için önerdiği tek liste formülünü sorduk.
Patrik Maşalyan’ın verdiği yanıt şöyle:
“Öncelikle AKP Milletvekili Sevan Sıvacıoğlu o gün kendi görüşlerini açıkladı.. Benim anladığım şu, devletin bizim içimizde oluşan, seçim zamanında oluşan karmaşadan hoşnut olmaması. Düşünün bir önceki seçimde, Ortaköy'le ilgili yaşadığımız karmaşa, Beyoğlu seçimiyle ilgili yaşadığımız karmaşa, ta İçişleri Bakanına kadar ulaştı. Konsensüsle barış içinde seçimler yapılsın ve halkın büyük çoğunluğunun da onayını alsınlar, seçim budur. Sayın Aksel Topalyan’la daha sonra bir daha görüşmedim. Bence orada bir dil sürçmesi yaptı kendisi. Demek istediği şey, ‘Güçlü bir ekip kuralım’. Tek ekip değil, güçlü bir ekip olsun. Bütün kesimleri içine alacak, halkın güvenini sağlayacak, devletin de onayını alacak güçlü bir ekip kuralım. Yoksa tek ekip kuralım, tek ekiple seçime gidelim.. Bu seçimin mantığına aykırı zaten. Yönetmelik geldiğinde orada kimlerin seçilemeyeceğini söyleyecek. Beyoğlu seçiminde altı liste çıktıysa, belki hastane seçiminde, 10 liste çıkacak. Kimse buna engel olamaz. Aksel Topalyan'ın demek istediği şey, güçlü bir liste çıkaralım. Gerekiyorsa Toros Alcan da gelsin, başkaları da gelsin, güçlü bir liste oluşturalım. Bu gibi şeyler, yazılı olarak açıklanması lazım aslında. Demek istediği şey bizim bu cismani meclis gibi ya da ortak havuz gibi düşündüğümüz ama bir türlü gerçekleştiremediğimiz şeylerin yasal tabanı yok. Eğer biz bunu bu hastane seçimleriyle entegre edersek, o zaman bir şekilde bir taşla iki kuş vurmuş oluruz. Hem hastaneye güçlü bir ekip gelir, hem de hastanede olan ekip bu cemaatin büyük vakıflarıyla doğrudan bağ kurar ve bir şekilde artık hastane kendisi oyun kurucu olur. Benim anladığım bu ama kendisinin açıklaması lazım. Eğer vazgeçmedilerse açıklarlar.”