Yıllardır, Türkiye Ermeni toplumunun vakıflarının ve vakıf çatısı altında toplandıkları için okullarının ve diğer kurumlarının koordinasyon içinde çalışabilmesi için ortak bir teşekküle, az çok merkezî bir yapıya ihtiyaç olduğunu söylemekten yorulduk. Dolayısıyla, bu açıdan bakınca ERVAB gibi bir organın olması gerektiği açık; açık ama böyle bir organın düzenli, istikrarlı ve etkili çalışabilmesi için birtakım koşulların hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunların başında, böyle bir organın çalışma ilkelerinin, nasıl bir yönetim yapısı olduğunun, hangi alt kurul veya komisyonları olduğunun, bunların nasıl oluşturulduğunun ve sorumluluklarının ne olduğunun, gerekli görevlere seçimlerin nasıl yapıldığının ve kararların nasıl alındığının yazılı ve resmî olarak kayda geçirilmesi geliyor.
Geçen hafta İtimat Büro olayı üzerinde durmuş ve bunun, olası bir yolsuzluğun veya usulsüzlüğün ötesinde, toplumumuzdaki yapısal-sistemik yanlışlıkların ve yetersizliklerin bir göstergesi olduğu için de üzerinde durmaya değer olduğunu söylemiştim. Bu vakanın ortaya koyduğu yetersizliklerin bir kısmı da ERVAB’la ilgilidir. Nitekim, geçen haftaki yazımın sonunda, İtimat Büro’yla ilgili incelemenin yapılmasında ERVAB’ın başarısız olmasının da bu yapısal-sistemik yetersizliklerin bir sonucu olduğunu, zira ERVAB’ın varmış gibi yapılan ama aslında olmayan bir organ olduğunu ileri sürmüştüm. Bu hafta bunu biraz açmaya, açıklamaya çalışayım.
Yıllardır, Türkiye Ermeni toplumunun vakıflarının ve vakıf çatısı altında toplandıkları için okullarının ve diğer kurumlarının koordinasyon içinde çalışabilmesi için ortak bir teşekküle, az çok merkezî bir yapıya ihtiyaç olduğunu söylemekten yorulduk. Dolayısıyla, bu açıdan bakınca ERVAB gibi bir organın olması gerektiği açık; açık ama böyle bir organın düzenli, istikrarlı ve etkili çalışabilmesi için birtakım koşulların hayata geçirilmesi gerekiyor.
Bunların başında, böyle bir organın çalışma ilkelerinin, nasıl bir yönetim yapısı olduğunun, hangi alt kurul veya komisyonları olduğunun, bunların nasıl oluşturulduğunun ve sorumluluklarının ne olduğunun, gerekli görevlere seçimlerin nasıl yapıldığının ve kararların nasıl alındığının yazılı ve resmî olarak kayda geçirilmesi geliyor. Buradan da böyle bir organın resmî bir varlığının olması gerektiği sonucuna geliyoruz.
Bu sebepledir ki ERVAB için “yoktur” diyorum, çünkü ülkenin yasal mevzuatına göre böyle bir kurum yok, dolayısıyla hangi tüzel kişiliğe sahip olduğu ve hangi işlerle mükellef olduğu belli değil. “Efendim, böyle olmadan olmaz mı, böyle olmazsa hiçbir şey yapılamaz mı?” Yapılabilir. Resmî bir varlığa ve tüzüğe sahip olmadan da iyi niyet ve çaba sayesinde bazı kısa vadeli, faydalı, görece küçük işler yapılabilir, bazı başarılar kaydedilebilir ama iyi niyet önemli olsa da belli bir yerden sonra yeterli olmaz; istikrarlı, kurumsal bir çalışma, uzun soluklu, kapsamlı, daha ayrıntılı ve büyük işlerin gerçekleştirilebilmesi için iyi niyetten fazlası gerekir. İşte, üzerinde durduğumuz İtimat Büro meselesi de bunun bir göstergesi oldu.
Bir sene evvel bu konuda bir rahatsızlık ortaya çıktığında ERVAB Mali Komisyonu’nun İtimat Büro’yla ilgili bir inceleme yapmakla görevlendirildiği söylendi. Gelgelelim, bir sene sonra, komisyonun başkanı Herman Gürciyan, “Bu benim/komisyonun işi değil, kimse bize bunun için yetki vermedi” dedi. Birçokları “Böyle bir inceleme, adının başında ‘mali’ sıfatı olan bir komisyonun işi olmayacaksa kimin işi olacak?” diyerek tepki gösterdi (ki bunların sonucunda Gürciyan bu görevinden istifa etti.)
Aslında bunlar, ilk anda akla gelen, bir anlamda mantıklı tepkiler, çünkü ERVAB diye bir şeyin ön kabulünden yola çıkıyor, onu verili kabul ediyor. Fakat, resmî-kurumsal ve hukuksal düzlemde baktığınızda Gürciyan (da) haklı. Nerede yazıyor böyle bir incelemenin ERVAB Mali Komisyonu’nun işi olduğu ve hangi ilkeler temelinde, nasıl bir yöntemle yapılacağı? Türkiye kanunlarına göre var olmayan ERVAB’ın mali komisyonunun, Türkiye kanunlarına göre özel bir şirket olan İtimat Büro üzerindeki denetleme-inceleme yetkisi resmî olarak neye dayanıyor?
Bu söylediğim, İtimat Büro yetkililerini temize çıkarmaz tabii. Türkiye Ermeni toplumunun hiçbir kurumunun böyle bir denetleme yetkisi olmasa bile onların bu topluma karşı sorumluluklarının gereği, kendilerini böyle bir denetime gönüllü olarak açmalarıdır. Zaten onlar da demeçlerinde böyle bir denetime açık olduklarını birden fazla kere söylediler. Ama işte, dönüp dolaşıp neyin, kimin görevi ve sorumluluğu olduğu, bunun nasıl belirlendiği meselesine geliyoruz. Mantık, bize bunun mali bir iş olduğu için görevin Mali Komisyon’a ait olduğunu söylüyor ama işin başarılabilmesi için düz mantık yeterli olmuyor, düzenleme yapmak gerekiyor.
ERVAB’dan önce de VADİP vardı. Peki, VADİP neden sonlandırıldı ve onun yerine ERVAB kondu? VADİP, hangi konularda, neden yetersiz kaldı da ERVAB geldi? ERVAB, VADİP’in yetersizliklerini aşabildi mi? Bunun için VADİP’e nazaran farklı olan, farklı yapılan neydi veya nedir? Toplumda bu konularda bir tartışma, toplumu aydınlatma olmadığı için sanırım birçoğumuz bu soruların cevaplarına vâkıf değil.
Velhasıl, Türkiye Ermeni toplumu, istikrarlı, uzun soluklu işler yapabilen, kendi içinde herkesçe bilinen bir düzeni olan, organizasyonu, yetki, görev ve sorumlulukları yazılı biçimde kayda geçirilmiş bir merkezî yapı için kafa yormalı. Bunu yapmanın birden fazla yolu var ama bunun için iyi niyetli ve istekli biçimde bir araya gelmek, konuşmak, tartışmak gerekiyor. Türkiye Ermeni toplumunun böyle bir niyeti ve kabiliyeti var mı derseniz, bunca senedir gördüklerim, duyduklarım bu konuda ümit vermiyor. Tüm reflekslerini kaybetmiş bu toplum, selin önünde sürüklenen bir kütük gibi sağa sola çarpa çarpa gidiyor; sel onu hangi kıyıya bırakırsa ona şimdiden razı.